POLİTİKA TOPLUM 

İNSANIN ÖYKÜSÜ

İran’ın kendi devrinde namlı, güçlü bir şahı, dünyanın ve insanlığın bütün sırlarını bilen, her şeyi anlayan bir âlim olmak istermiş.

İstermiş ki dünya üzerinde o zamana kadar yazılmış kaç kitap varsa hepsini okusun, öğrensin, insanlığı ve yaşamı anlasın.

Fakat on binlerce kitabı okuyacak değil ya…

Emir vermiş:

Danışmanlarım ne kadar kitap varsa okusunlar, özetlesinler, o özetleri kitaplara yazsınlar, bana getirsinler!

Danışmanlar, âlimler yıllarca on binlerce kitabı okumuş, o kitapları özetlemiş.

On binlerce kitabın özetini içeren iki deve yükü dolusu kitap çıkmış ortaya.

Şaha sunulmuş.

Fakat şah bu iki deve yükü dolusu kitabı da fazla bulmuş.

Benim ömrüm kitap okumakla mı geçecek? Bir daha okuyun, bir özet daha çıkarın” diye emretmiş

Danışmanlar, âlimler yeniden okumuşlar kitapları, özet çıkarmışlar, bir deve yükü kadar kalmış kitaplar.

Şah bunu da fazla bulmuş.

Benim ömrüm kitap okumakla mı geçecek? Bir daha okuyun, bir özet daha çıkarın. Tek bir kitaptan öğreneyim ben hayatın sırrını.

Danışmanlar, âlimler senelerce okumuş kitapları.

Sonunda tek bir kitapta özeti toplamışlar.

Ve sunmuşlar şaha.

Şah o bir kitabı da mı fazla buldu, yoksa masalcı son anda okuru şaşırtmak için mi böyle bir ayrıntı ekledi, bilinmez.

Kitabı getiren yaşlı kişi, kitabı vermemiş şaha.

Şöyle demiş ona:

İnsanlığın sırrını özetliyorum sana: Doğdular. Acı çektiler. Öldüler.

* * *

Bendenizin kuru, yarım yamalak, süssüz püssüz, gösterişsiz anlatmaya çalıştığı bir masalı seneler evvel Çetin Altan yazmıştı köşesinde.

Ne güzel yazmıştı.

O yazının sonunda da şöyle sormuştu büyük usta:

İnsanlar acı çekmek için mi gelirdi dünyaya?

* * *

Şimdilerde, geçim sıkıntısı çeken milyonlarca emekliye bakınca şöyle diyorum.

Doğdular… Acı çekiyorlar…

Oysa çekebileceklerinden fazla acıyı çekmişti her bir emekli, değil mi?

Gençliklerinin baharında, Türkiye’nin en zorlu çağlarında çalıştılar, ter döktüler, yemelerinden kıstılar, içmelerinden kıstılar, gezmeden tozmadan kıstılar, eğlenmeden kıstılar…

Acı çektiler.

En az askerlik yapan 18 ay yaptı…

En az şark görevi yapan 5 sene yaptı, yolsuz, okulsuz uzak dağ köylerinde.

Sonra hastane kuyrukları, tüp kuyrukları, kömür kuyrukları…

Çocuk parasız yatılı okul sınavına girecek, sınav kuyrukları…

Kış gelir kömür sobası dumanı, yaz gelir gecekondu mahallesinin tozu dumanı…

Emekli oldular, rahat ederiz, ayağımızı uzatır, otururuz derken…

Ucuz ekmek kuyrukları…

Çünkü emeklinin pul oldu parası…

Durup aynı soruyu sordum:

İnsanlar acı çekmek için mi gelirdi dünyaya?

Bu yazıya yorum yapamıyorsanızlütfen Facebook hesabınıza giriş yapınız
Paylaş:

Benzer yazılar